kırçiçeği's profileMERHABA ,PhotosBlogListsGuestbook Tools Help

 

              ZİYARETİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM!...

Comments (3284)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

Yaşaman İçin Ölüyorum..
Bilmiyorum artık hiçbir şeyi, yaşanmışlığın tam kıyısında olup da yaşanacaklara bakıp susmak, boğazında bir sen ile değirmeni öğütüp arşınlamak.. Bilmiyorum dedim ya işte.. Bilmiyorum... Artık hiçbir şeyi bilmiyorum... Bildiğim zamanlarımın sarhoşluğu hala bedenimde, bilinmezlere gidişler kapı eşiğimde... Küçük bir merhabaya kısılıp onun ardına iteklediğimiz ama söyleyemediğimiz, haykıramadığımız, akıtamadığımız o kadar çok çığlığımızı damarlarımızda hisseder iken sadece zorunlu merhabanın istemsiz suskun cevabını verip susmak, susarak konuşmak boynu bükük yüzlerimizle içten içe...

Dokunmadan ezberlediğim, görmeden içinde kaybolduğum, tutmadan aktığım "sen" ile susmak içimde yağarak nasıldır biliyor musun? Dudaklarımı kanatırcasına ısırıp "sus" olmak.. Yağmurlar senin ile ılık damlarken tenime artık çığ buzulluğunda vuruyor damarlarıma ve ben her tanesini değdiğinde sen yapıp buharlaştırıyorum soluğumda... Soluk vermek istemiyorum içimde seninle kalıp çimenlerin üzerinde ağustos böceklerini dinlemek istiyorum ama yine kanatırcasına ısırdığım dudaklarım "sus" ları iliştiriyor dolu dolu gözlerime...
Bilmiyorum dedim ya hani? Bildiklerimizin çaresizliğinde ölmek var ya hani? İyi olman için ben kendimi öldürüyorum... Çünkü artık "aşk" için son nefesimi seninle vermeye yürüyorum.....
yazan cahit akay..
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Hazan Yaprakları
Yine batıyor güneş,
Nemli gözlerinin elasında.
Gökkuşağı gibi bakışların,
Batıyor Akdeniz'in ufkunda.

Eylül sarısı saçların,
Hazan yaprakları gibi,
Eser kalmadı,
Hazeran gülünden.

Renk verir akşam güneşi,
Bir zeytin ağacının başucundan.
Çatlak dudaklarına nar çiçeği,
Yüreğime gül kurusu hüzün düşer.

Gülüşün yüreğimi ısıtsın,
Bir dal kalmadı tutunacak,
Sevdadan başka.
Soğudu gülü tutan ellerim.
yazan cahit akay
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
GÖZLERİN
Güzel gözlerini alıp karanlıklara hapsettin beni
Harab ettin yalnız haylinle dönebildiğim gündüzleri
Çekip gitmeden önce güneşimdi gözlerin
Şimdi ise aşkın kara pençeli hasreti oldu gözlerin

Sözlerin acı sözlerin paramparça tüm umutlar
Ne sevgi ne aşk ne de bir tutku kaldı bir tutam
Gönlüm derin uykuya çekildi hasretin son bulana kadar
Hala o güzel konun var düşlerimde buram buram

Bir sesler duyuyorum anlamsız yada az hatırladığım
ucu bucağı belli olmayan zifiri karanlıklardan
sonummu bu
beni ölüme çağıran hep o gözlerin...
yazan cahit akay
:::::::::::::::::::::::::::::::
iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya bedel
sevgilerimle
Nov. 9
.......
,,,

Sen, gökte ararken yerde yitirdiğim sevdam…

Sen, ellerimin arasından, yüreğimin kafesinden

Uçup giden kuş!

Biraz da sen istedin özgürlüğü.

Yani başka sevdaların zirvesinde kanat çırpmayı…

Biraz da ben merak ettim

Yokluğunun vereceği o dayanılmaz acıyı.

Bu yüzden giderken bakmadım ardından…

Zaten saman alevi gibi yanıp söndü bir şeyler;

Ama yetti bir kıvılcım içimi tutuşturmaya.

İnatçılar ağlamaz derlerse de inanma!

Hangi insan ağlamaz kaybedince kalemini?

Kaybetmekse benim gibi kişilerin kaderi!

Açık bıraktım kapısını kafesinin…

Belki bir gün bıkarsın daldan dala konmaktan

Ve belki vazgeçerim, ben de

Bir kuş için ömür harcamaktan.

Kürkçü dükkânı tilki için, gelir mi bilmem?

Ama benzemesin senin dönüşün bir tilkiye…

Kendi kafesime mahkûm etme beni…

Benim için varken gel,

Varsayımken değil!

 ,,,
(print image)
DEVRIMCI RUZGAR GEZMIS 
 


 
Nov. 8
Güzel bir yeni hafta temennisiyle sağlıcakla kalın ...A.e.olun.
Nov. 8
Nov. 8

 

               ÖYLE İÇİMDESİNKİ!!!!

 

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.

Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.

Neler yazmışım diye merakımdan.

Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

 

 

Nov. 8
<< First    < Previous    Next >    Last >>