Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Yaşaman İçin Ölüyorum.. Bilmiyorum artık hiçbir şeyi, yaşanmışlığın
tam kıyısında olup da yaşanacaklara bakıp susmak, boğazında bir sen ile
değirmeni öğütüp arşınlamak.. Bilmiyorum dedim ya işte.. Bilmiyorum...
Artık hiçbir şeyi bilmiyorum... Bildiğim zamanlarımın sarhoşluğu hala
bedenimde, bilinmezlere gidişler kapı eşiğimde... Küçük bir merhabaya
kısılıp onun ardına iteklediğimiz ama söyleyemediğimiz,
haykıramadığımız, akıtamadığımız o kadar çok çığlığımızı damarlarımızda
hisseder iken sadece zorunlu merhabanın istemsiz suskun cevabını verip
susmak, susarak konuşmak boynu bükük yüzlerimizle içten içe...
Dokunmadan
ezberlediğim, görmeden içinde kaybolduğum, tutmadan aktığım "sen" ile
susmak içimde yağarak nasıldır biliyor musun? Dudaklarımı kanatırcasına
ısırıp "sus" olmak.. Yağmurlar senin ile ılık damlarken tenime artık
çığ buzulluğunda vuruyor damarlarıma ve ben her tanesini değdiğinde sen
yapıp buharlaştırıyorum soluğumda... Soluk vermek istemiyorum içimde
seninle kalıp çimenlerin üzerinde ağustos böceklerini dinlemek
istiyorum ama yine kanatırcasına ısırdığım dudaklarım "sus" ları
iliştiriyor dolu dolu gözlerime... Bilmiyorum dedim ya hani?
Bildiklerimizin çaresizliğinde ölmek var ya hani? İyi olman için ben
kendimi öldürüyorum... Çünkü artık "aşk" için son nefesimi seninle
vermeye yürüyorum..... yazan cahit akay.. :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Hazan Yaprakları Yine batıyor güneş, Nemli gözlerinin elasında. Gökkuşağı gibi bakışların, Batıyor Akdeniz'in ufkunda.
Eylül sarısı saçların, Hazan yaprakları gibi, Eser kalmadı, Hazeran gülünden.
Renk verir akşam güneşi, Bir zeytin ağacının başucundan. Çatlak dudaklarına nar çiçeği, Yüreğime gül kurusu hüzün düşer.
Gülüşün yüreğimi ısıtsın, Bir dal kalmadı tutunacak, Sevdadan başka. Soğudu gülü tutan ellerim. yazan cahit akay :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: GÖZLERİN Güzel gözlerini alıp karanlıklara hapsettin beni Harab ettin yalnız haylinle dönebildiğim gündüzleri Çekip gitmeden önce güneşimdi gözlerin Şimdi ise aşkın kara pençeli hasreti oldu gözlerin
Sözlerin acı sözlerin paramparça tüm umutlar Ne sevgi ne aşk ne de bir tutku kaldı bir tutam Gönlüm derin uykuya çekildi hasretin son bulana kadar Hala o güzel konun var düşlerimde buram buram
Bir sesler duyuyorum anlamsız yada az hatırladığım ucu bucağı belli olmayan zifiri karanlıklardan sonummu bu beni ölüme çağıran hep o gözlerin... yazan cahit akay ::::::::::::::::::::::::::::::: iyi
günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü
paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah
emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin
bir gülüşünüz dünyaya bedel sevgilerimle
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.